3 Temmuz 2013 Çarşamba

Amino Asit Dosyası: Tanım İşlev ve Kaynaklar

Aşağıda proteinler yapı taşları olan amino asitler içi,n geniş bir şekilde hazırlanmış tanımlamalar bulacaksınız. Yararlı olması dileğimle. Sanırım Türkiye'nin en kapsamlı Amino Asit tanım dosyası oldu :)

Buna benzer bilgiler ve çok daha fazla süper detay için PODYUM GEREKMEZ isimli kitabımızı edinebilirsiniz: http://www.idefix.com/kitap/podyum-gerekmez-orhan-tezisci/tanim.asp?sid=X6L3KXESEG0GW5N6VLYX

Alanine

Özellikleri:Enerji metabolizması için önemli rolü oynayan amino asitlerden birisidir. Karbonhidratların enerjiye çevrilmesinde Krebs döngüsü denilen ATP sentezi mekanizmasında etkilidir ve bunu piruvat üretimini düzenleyerek yapar.
Piruvat, vücutta piruvik asitten elde edilen karbonhidrat temelli bir maddedir. Özellikle enduransif karakterli sporlarda ve yüksek yoğunluklu ağırlık antrenmanlarında yoğun rol oynar. Alanine bu noktada enerji seviyesinin dengede tutulmasına yardımcı olur.

Alanine ayrıca: Bağışıklık sistemi için en önemli maddelerden birisidir, ,karaciğerin toksit maddelerden arındırılmasında etkilidir, sağlıklı sperm sayısının sürdürülmesinde, nitrojen dengesine bağlı olarak kas kitlesinin korunmasında önemli rol oynar. Pankreas’ı daha fazla insülin salgılaması için, hipofizi ise daha yoğun büyüme hormonu üretimi için doğal yollardan uyaran maddelerden birisidir.

Eksikliği halinde: İleri seviye alanine eksikliğinde Anjin, kalp yetmezliği, sperm sayısında düşüş, yüksek tansiyon ve kronik yorgunluk ortaya çıkar.

Yüksek miktarda alanine içeren besin maddeleri: Organik beyaz un, Hindistan cevizi, keçi boynuzu, kırmızı elma, ceviz ve siyah malt birasıdır.

Arginine

Özellikleri: Esansiyel Amino Asittir.
Son yılların en popüler amino asidi. Arginine metabolizmada nitrik oksit yapımını uyararak kalbin daha sağlıklı kan pompalamasına yardımcı olmaktadır. Nobel ödüllü doktor Louis Ignarro tarafından etkinliği kanıtlanan bu madde aynı zamanda sağlıklı sperm üretimi ve hormon sentezi için gereklidir. Antrenman esnasında vücut için hem daha sağlıklı kan akışkanlığını sağlamak, hem de antrenmandan alınacak verim için gerekli oran hormonların desteklenmesi açısından kilit rol oynar. Bu hormonların en önemlilerinden birisi olan büyüme hormonunun doğru dozajla yapılan arginine takviyesinde hipofizden salgılanmasının arttığı gözlemlenmiştir. Ayrıca arginine, aynı alanine gibi pankreasın daha fazla insülin salgılaması için doğal ve iyi bir uyarıcıdır.

Eksikliği Halinde: Sperm sayısında ve hareketliliğinde düşüş, kalp problemlerinin ön belirtileri, yüksek tansiyon, empotans ve bağışıklık sistemi mukavemetinde düşme görülebilir.

Yüksek miktarda arginine içeren besin maddeleri: Öncelikle bilinmelidir ki, arginine, ileride bahsedeceğimiz citrulline amino asidi ile birlikte alındığında çok daha etkili olmaktadır. Tek başına yüksek yoğunlukta arginine içeren beslenme maddelerinin başında ise yumurta beyazı gelir. Daha sonra değer barındırma sırasıyla, taze soğan, fındık ve bitter çikolata yüksek miktarda arginine ihtiva eden besin maddeleridirler.

Asparagine

Özellikleri: Merkezi sinir sisteminin ve sinir iletkenliği (synapse conductance) eşiğinin sağlıklı sürdürülmesi için gerekli olan amino asittir. Hız ve dikkate dayalı refleksif spor branşlarında (tenis vb), dış fiziksel uyarılara tepki verme hızı olarak nitelendirilen –outphysical stimulative comeback reaction- OSCR açısından önemli bir belirleyicidir.

Eksikliği halinde: İki yönlü hareket ettiğinden metabolizma da bulunma seviyesi ve dengesi çok önemlidir. Yüksek asparagine oranlarında sinir sisteminde relaktif bir etki sağlanırken, çok düşük oranlarda ise asabiyet, uykusuzluk ve kontrolsüz davranış bozuklukları olabilmektedir. Manik-depresif kişilerin kan testlerinde asparagine oranı genellikle düşük çıkmaktadır.

Yüksek miktarda asparagine içeren besin maddeleri: Patates, Mısır, Çavdar ve bira mayasıdır.

Aspartik Asit

Özellikleri: Vücutta biriken amonyağın atılmasında en önemli rollerden birisini oynayan aspartik asit aynı zamanda DNA ve RNA kodlamasında da aktif etkinlik gösterir. Bu iki sebepten dolayı spor performansı açısından kilit maddelerden birisidir. Yüksek performans esnasında biriken laktik asit seviyesini hızla nötralize ederek daha uzun ve sert antrenman yapabilme olanağı sağlar. Sinir iletkenliği açısından değerlendirildiğinde yorgunluğa direnci arttırabilme kapasitesi olduğu düşünülebilir. Bu açıdan yapılan deneyler halen sürmektedir. Diğer yönden doku yenilenmesi esnasında hücre içi iletkenliği arttırdığından önem taşır. Aspartik asit hem antrenman öncesi performansın arttırılmasına, hem de antrenman sonrası toparlanma sürecine pozitif etki edebilir.

Eksikliği halinde: Vücutta laktik asidozun ön belirtileri gözlenmeye başlar. Doku yenilenmesi yavaşlar ve kronik yorgunluk sonrası sürantrenman (overtraining) komplikasyonunun ön tanıları ortaya çıkabilir.

Yüksek miktarda aspartik asit içeren besin maddeleri: Brüksel lahanası, brokoli, semizotu, ıspanak, kereviz, pırasa ve turp otu’dur. Derin köklü sebzelerin çoğu bünyelerinde yüksek oranda aspartik asit barındırırlar. Bu onları dış etkenlere karşı daha dayanıklı yapan esas maddelerden birisidir.

Sistein

Özellikleri: İçeriğinde sülfür barındıran geçirgen amino asitlerden birisidir.
Aspartik asid gibi vücuttan amonyağın atılmasını sağlayan anti-laktik asidoz maddelerden özelliklidir. Deri, Tırnak ve saç yapımı ve sağlığında önemli rol oynar. Saç dökülmesi vakalarının çoğunda düşük sistein oranlarına rastlanmıştır. Serbest radikallerin uzaklaştırılmasına yardımcı olarak aynı zamanda anti oksidantif etkinlik gösterir. Kronik bronşit ve tüberküloz hastalıklarında yardımcı olarak kullanılır. Ayrıca ağır ameliyatlar sonrası hem serbest radikal üretiminin önüne geçmek, hem de doku onarımını desteklemek için verilebilmektedir.

Eksikliği halinde: Kronik sistein eksikliği genelde creatine düzeylerinde düşüşü takiben olmaktadır. Saç ve tırnaklarda güçsüzlük, devamlı yorgunluk, egzersiz direncinin fark edilir biçimde düşmesi, soğuk algınlığı semptomlarının sık şekilde tekrarlaması veya düşük seviyede kesintisiz devam etmesi sistein eksikliğine işaret edebilen ön tanılar olabilirler.

Yüksek miktarda sistein içeren besin maddeleri: İnsan vücudu için en uygun sistein formu asetil sistein’dir ve gıda takviyesi olarak alınması önerilir.

Glutamik Asit

Özellikleri: Proteinlerin bağlanmasında kullanılan en önemli amino asitlerden birisidir olup aynı zamanda karbonhidratların ve yağların doğru zaman ve oranlarda, doğru noktalara transfer edilmesinden sorumludur. Bir tür –taşıyıcı- amino asittir denilebilir. Potasyumun kan yoluyla beyne taşınmasına yardımcı olur. Sıvı ve kan kaybına bağlı olan potasyum azalması durumlarında komanın ana sebebi beynin yakıt olarak kullandığı glutamik asidin yeterli olmamasıdır. Epilepsi komalarının büyük çoğunluğu bu yüzden glutamik asid yetersizliğine dayandırılır. Kronik ülser vakarının çoğunda da glutamik asit yetersizliği gözlemlenmiştir. İnsan amino asit havuzunun yarısından çoğunu oluşturan glutamin amino asidinin ön yapı taşıdır. Ve son olarak en önemlisi, Glutamik asidin glutamine dönüşmesi, beyinde biriken amonyağın uzaklaştırılması için tek yoldur.

Eksikliği halinde: Metabolizmada eksikliği halinde en ciddi kötü etkilere neden olabilecek amino asitlerden birisidir. Yukarıda bahsettiğimiz sebeplerden dolayı zincirleme reaksiyon mekanizması üzerinden birkaç ciddi komplikasyon aynı anda meydana gelebilir. Bunlardan en önemlisi beyinde biriken amonyağın toksit yapılanmasının önlenememesidir.

Yüksek miktarda glutamik asit içeren besin maddeleri: Yüksek miktarda glutamik asit içeren en önemli beslenme maddesi bizon etidir. Bizon etini içerdikleri oranın çoğunluğu sırasıyla; Dana eti, Tavuk eti , yumurta ve balık izler.

Glutamin

Özellikleri: Sporcular için en önemli amino asitlerden birisidir.
İnsan vücudunda en yüksek oranda bulunan amino asittir. Diğer amino asitlere oranla pek çok metabolizma aktivitesinde çoğunluklu ve baskın rol oynar. Alınan karbonhidratların glukoza çevrilmesinde, hücre içi enerji mekanizmasının işlemesinde, akyuvar sayısının dengelenmesinde, düşük karbonhidratlı diyetlerde kas kitlesinin korunmasında ve antrenman sonrası oluşan laktik asidin uzaklaştırılmasında en etkili amino asittir. Arginine’den sonra büyüme hormonu sentezini en iyi tetikleyen amino asitte glutamine’dir.

Diğer yönden; Radyoterapi gören kanser hastalarının radyasyona maruz kaldıklarında en fazla kayba uğrayan amino asidin glutamine olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca şizofreni ve epilepsi vakalarında, kronik alkolizm terapisinde tedaviye yardımcı olması bakımından destek elementi olarak ta verilir. Gastrit, peptit ülser ve ülseratif kolit rahatsızlıklarında tedavi edici özelliği vardır. Kısacası glutamine, amino asitlerin Bugatti’sidir.

Eksikliği halinde: Metabolizmada protein sentezi sekteye uğrar ve buna bağlı olarak katabolizma, yani yıkım süreci başlar. Karbonhidratlara bağlı glikojen üretimi dengesizleşir ve bu durum enerji rezervlerini olumsuz etkiler.
Antrenman sonrası biriken laktik asit uzaklaştırılamaz ve laktik asidoz birikimi baş gösterir. Büyüme hormonu salgılanması yavaşlar ve doku onarımı döngüsü böylece sekteye uğrar.

Glutamin eksikliği durumunda ortaya birbirini tetikleyen zincirleme bir kötü reaksiyon çıkar. Yukarıda saydığımız bütün olumsuz etkiler bu zincirleme reaksiyonun birbirine bağlı başlıklarıdır.

Yüksek miktarda glutamine içeren besin maddeleri: Balık çok yüksek oranda glutamine içeren hayvansal bir protein kaynağıdır. Onu ardından ilginç olmasına rağmen bitkisel üç kaynak takip eder. Lahana, Maydanoz ve ıspanak. Özellikle lahana çok yüksek oranda glutamine içeren bir sebzedir.

Yüksek ateşte pişirme yöntemiyle en fazla kayba uğrayan amino asit olduğundan, glutamine’in buhar tekniği ile pişirilen besin maddelerinden alınması daha uygundur. Gıda takviyesi olarak doğru dozajda alınan L-Glutamine alımı da etkilidir.

Glisin

Özellikleri: Kreatin sentezinde önemli rol oynar.
En küçük yapılı amino asitlerdendir. Bu yüzden yüksek oranda kolajen dokular içinde bulunur. Merkezi sinir sistemi üzerinde yoğun etkinliği olup insan metabolizmasının kendi içinde üretebildiği bir amino asittir. DNA ve RNA yapımı için elzem olan nükleik asit sentezi için de gereklidir.
Glisin, yeni doku yapımını uyarıcı özelliği bakımından ve başta söylediğimiz kreatin sentezindeki rolü açısından hipertrofi amaçlı antrenman yapan atletler açısından önem taşır.

Ayrıca, hiperaktivite ve bipolar kişilik bozukluğu vakalarında yardımcı madde olarak verilebilmektedir.

Eksikliği halinde: Vücut glisin’i kendi içinde rahatlıkla sentezleyebildiği için eksikliği sık görülmemektedir. Yapılan bazı araştırmalarda hiperaktivite ve bipolar kişilik bozukluklarında düşük glisin konsantrasyonlarına rastlanmasına rağmen bu konuda tutarlı veriler halen yeterli değildir.

Yüksek miktarda glisin içeren besin maddeleri: Deniz ürünlerinden özellikle ahtapot ve karides yüksek oranlarda glisin içermektedirler. Ayrıca doğal glisin kaynaklarından birisi de hayvansal jelatindir.

Histidin

Özellikleri: Esansiyel Amino Asittir.

Doku onarımı ve inşası için gerekli önemli amino asitlerden birisidir. Alyuvar ve akyuvar yapımında baskın rol oynar. Lenfositlerin bir alt kümesini oluşturan T hücrelerinin fonksiyonunu destekleyerek hücrelerin genel bağışıklık yeteneklerini artırırlar. Aids hastalarında histidine seviyeleri sıfıra yakındır.
Diğer yönden sinir sisteminin düzenli çalışmasında ve ağır metallerin vücuttan uzaklaştırılmasında etkindir. Antrenman sonrası süreçte iki noktadan dolayı önemlidir. Birincil olarak antrenmandan dolayı biriken toksit maddelerin temizlenmesinde, ikinci olarak ise alyuvar ve akyuvar yapımını destekleyerek gelişim sürecini hızlandırmada.

Eksikliği halinde: Esansiyal amino asit olduğu için doku yapımı ve onarımında ve süregelen dokuların yaşamlarını sürdürebilmeleri için elzemdir. Yaraların iyileşmemesi, alyuvar ve akyuvar sayısında dengesizlikler, kırılgan bağışıklık sistemi histidine eksikliği göstergeleri olabilirler.

Yüksek miktarda histidin içeren besin maddeleri: Kabuklu pirinç, kara buğday (greçka) ve çavdar lifi yüksek miktarda histidin içeren gıdalardır.

Izolösin

Özellikleri: Esansiyel dallı zincirli amino asittir. Yani hem EAA hem BCAA’dır.

Kan döngüsünde akciğerden dokulara oksijen, dokulardan akciğere ise karbondioksit ve proton taşıyan protein olan hemoglobin’in düzenlenmesinde etkilidir. Aynı zamanda kan şekeri düzeyini kontrol altında tutarak hipoglisemi riskini baskılayan bir tür kontrolör amino asittir. İnsülin geçirgenliğine katkıda bulunarak anabolik döngünün sürdürülmesinde ve böylece kas içine glokojen ve protein girişine katkıda bulunur. Buna bağlı olarak DNA ve RNA sentezinde hücre içi büyüme faktörlerinin hepsinde yer alır. İnsülin benzeri büyüme faktörü-1(igf1) ve mekano büyüme faktörü (mgf) üzerinde düzenleyici rol oynar. Bu iki temel büyüme faktörü, esansiyel ve dallı zincirli amino asitlerin dozajlarına bağlı olarak etkinlik gösterirler. Esansiyel amino asitlerin, dallı zincirli amino asitlere olan oranı burada belirleyici rol oynar. Kişiye özel değişken bu belirleyici oran, igf-1 ve mgf’nin olumlu şartlarda etkinlik göstermesi için elzemdir.

Eksikliği halinde: Yukarıda saydığımız çoklu faktörlerden meydana gelen en önemli anabolik döngü sekteye uğrar.

Yüksek miktarda izolösin içeren besin maddeleri: Balık başta olmak üzere, yumurta, badem ve badem yağı, çiğ kaju fıstığı, sığır karaciğeri, organik çavdar ve çavdar tohumları, organik siyah ve kırmızı mercimek yüksek oranda izolösin kaynağıdırlar.

Leucine

Özellikleri: Esansiyel dallı zincirli amino asittir. Yani hem EAA hem BCAA’dır.

Glutamine’den sonra doku onarımı ve yapımı için en önemli amino asittir. Glutamine karbonhidratlar ve proteinler üzerinden dolaylı yoldan anabolizma sağlarken, leucine direkt protein ve karbonhidrat sentezini etkileyerek bunu yapar. Glutamine ve leucine en sinerjik amino asit kombinasyonlarının başında gelir ve leucine insan amino asit havuzunun yüzde sekizini kapsar, bu oran glutamine’den sonra en yüksek olan orandır. Kalori kısıtlaması yapılan durumlarda ve uzun açlık dönemlerinde glutamine’den sonra glukoza en rahat dönüşen amino asittir. Fullerton ve Cambridge üniversitelerinde yapılan çoklu grup ayrımı deneylerinde sadece whey protein ve whey protein’le birlikte leucine alan iki grup kürek atletinin antrenman sonrası performansı ve antrenman sonrası toparlanma süreçlerinde belirli farklar gözlemlenmiştir. Alınan sonuçlarda whey protein’le birlikte leucine alan grubun hem daha hızlı kas gelişimine yanıt verdiği, hem de çok kısa sürede egzersize yeniden hazır hale geldiği tespit edilmiştir.

Leucine, üç BCAA arasında en önemli olanıdır ve protein emilim oranına direkt etki eder. Yapılan araştırmalar, aynı porsiyon protein oranını içeren yiyecekleri tüketen deneklerin, leucine takviyesi alan grubunda daha yüksek konsantrasyonda amino asit yoğunluğu tespit etmiştir. Bunun anlamı daha yüksek miktarda proteinin vücut tarafından emildiğidir. Yeni doğan bebeklerde kandaki en yüksek bulunan iki amino asit, leucine ve glutamine’dir. Buradan da anlaşılabileceği gibi leucine anabolik etkinliği sürdürmeye ve doku gelişimine direkt katkıda bulunmaktadır.

Hücre içi gelişim faktörleri olan peptit Igf-1 ve mgf hareketleri için temel taşlardan birisidir. Leucine, bu noktada daha önce bahsettiğimiz m-TOR denilen, (mamalian target of rapamycin) üzerinde bir tür bağlayıcı olarak hareket ederek, doğru amino asitlerin yeterli miktarda sentezlenmesi ve peptitlerin eksiksiz bağlanması için çalışmaktadır. Saydığımız bu peptitlerin oluşturulması için gerekli olan yoğunlukta amino asitlerin doğru dizilişi sırasından sorumlu olan mekanizmanın yapısında baskın miktarda insülin bağlantılı leucine etkinliği olduğu düşünülmektedir. Bu noktada leucine hem olumlu, hem de olumsuz sonuca neden olabilecek bir reaksiyona sebep olabilmektedir ve bu reaksiyon m-TOR’un anabolik etkinliğe insülin üzerinden olan katkısıyla bağlantılıdır.


Yağ yakımı amaçlı düşük karbonhidrat diyetlerinde yağ kitlesinin azalmasının temel sebebi insülin salıverilmesinin azalmasıdır. Metabolizmada insülin salımı azaldığında yağ hücreleri baş enerji kaynağı olarak kullanılmak için devreye sokulurlar. Kas kitlesinin korunması için burada yapılması gereken en önemli düzenleme insülin salgısını düşürmek için kullanımı kısıtlanan karbonhidrat kaynaklarından gelen kalorinin, proteinler üzerinden alınmasını sağlamaktır. Bu yüzden düşük karbonhidrat diyetlerinde protein alımının yükseltilmesi söz konusudur. Bu yükseltme oranı bazı durumlarda yağsız kilo başına çok yüksek miktarda protein talep ettiğinden, bu oran genelde protein tozları, özellikle whey protein çeşitleri üzerinden alınmaya çalışılır. Whey protein çok yüksek oranda leucine içermektedir ve kas dokusu yapıcı ve koruyucu etkisi açısından en önemli özelliklerinden birisi budur. Whey’in içeriğinde bulunan yüksek oranda leucine insülin salgısını uyararak m-TOR aktivitasyonunu ve buna bağlı olarak yukarıda bahsettiğimiz Igf-1 ve mgf peptitlerinin etkinliğini tetikleyerek hücre içine besin elementlerinin akışını ve değerlendirilmesini sağlar. Bu besin elementleri içinde yağda vardır. Whey proteinin içerdiği yüksek oranda leucine, insülinin anabolik etkinliğini artırır fakat ketojenesis tabir edilen yağların enerji kaynağı olarak kullanım oranını bir ölçüde baskılar. Buna –negative effective anabolic signal- negatif etkili anabolik sinyal denilmektedir.

Leucine muhteşem bir amino asittir. Fakat, doğru zaman ve oranda kullanıldığında sonuç verebilmektedir. Bu zamanlama ve oran, antrenör veya beslenme uzmanı tarafından belirlenmelidir.

Eksikliği halinde: DNA ve RNA sentezi sekteye uğrar, insülin yeterli miktarda değerlendirilemez ve peptit yapılı büyüme faktörleri olan Igf-1 ve mgf etkinlik sergileyemezler. Bu faktörlere bağlı olarak büyüme hormonu etkinliğide sekteye uğrar.

Yüksek miktarda leucine içeren beslenme maddeleri: En yüksek miktarda leucine içeren et çeşidi domuz etidir, onu sığır ve devekuşu eti izler. Bitkisel kaynaklı olanlar ise; Taze Börülce, Soya filizleri ve tohumları, kırmızı ve yeşil mercimektir. Whey protein takviyeleri de çok yüksek oranda leucine içerirler.

Lysin

Özellikleri: Esansiyel amino asittir.

Metabolizma nitrojen dengesinin tutulmasında başrollerden birisini oynar. Doku onarımı ve yapımı esnasında diğer esansiyeller ile birlikte hücre içi besin döngüsünün temel taşlarından birisidir. Antikorlar ve hormonların doğru oranda ve zamanda sentezlenmesi için etkinlik gösterir. Dış etkene bağlı yabancı ve zararlı maddelerin ayrıştırılması işleminde antikorların üretilip hedefe gönderilmesi ancak yeterli oranda lysine ile sağlanabilir. Ameliyat ve spor yaralanmalarında hızlı iyileştirme etkisinden dolayı önemlidir. Yapılan araştırmalar açık yaralanma bölgelerinde yüksek lysine oranları tespit etmiştir. Bu hem antikor üretimi, hem de doku yenilenmesi açısından lysine’in etkinliğini göstermektedir.

Lysine ayrıca kalsiyum emilimini arttırarak kemik yoğunluğuna da katkıda bulunur. Kalsiyumun kilo verme diyetlerinde de önemi gittikçe artmaktadır. Diyetlerinde kalsiyumlu ürünler kullanan kişilerin yağ kitlelerinde daha hızlı azalma tespit edilmektedir. İleri yaş osteoporoz riskine karşı geliştirilen kalsiyum destek yöntemlerinde lysine takviyesi de söz konusu olabilmektedir.

Eksikliği halinde: Anemi, konsantrasyon bozukluğu, kalsiyum değerlerinde düşme, kas güçsüzlüğü, doku onarımında yavaşlama, iştah azalması, saç dökülmesi görülebilir. Uyarıcı uyuşturucu maddeler metabolizmada lysine ve taurine amino asitlerini büyük oranda yıkıma uğratırlar. Lysine azlığının en önemli göstergelerinden birisi göz kanlanmasıdır.

Yüksek miktarda lysine içeren besin maddeleri: Yumurta beyazı çok yüksek lysine içeriğine sahiptir. Onu kabuklu deniz ürünleri ve yağ oranı düşük peynir çeşitleri izler. Bitkisel kaynaklı olanlar ise; patates ve taze yer elmasıdır.

Metiyonin

Özellikleri: Esansiyel amino asittir.

Protein sentezinde dizilime ilk eklenen, ve sistein’den sonra içeriğinde sülfür bulunduran diğer bir amino asittir. Metabolizmada yağların enerji olarak kullanımını sağlayan baskın lipotropik etkinlik göstererek, karnitin ve taurin yapımında etkindir. Aynı zamanda ribozomların m-RNA’dan protein işleyeme başlamaları için ana sinyali veren amino asitlerden birisidir. Serbest radikallerin uzaklaştırılmasında da etkin rol alır.

Fakat en önemli etkinliğini Metiyonin, sinir sistemi iletkenliği üzerinde olan onarıcı etkisinden dolayı Parkinson tedavilerinde yardımcı olarak verilmesinde sergiler, ayrıca karaciğer ve böbreklerde biriken ağır metallerin uzaklaştırılmasında da etkin rol oynamaktadır.

Kalp damarlarında plak oluşumunu önleyebildiğine dair bulgularda olan metiyonin, l-carnitine ile beraber kardiyovasküler sistem destekleyicisi olarak değerlendirilebilir. Baskılayıcı etkilerinin başında ise histamin baskılama özelliği gelir. Bu sebeple şizofreni vakalarında tedaviye yardımcı olarak kullanılması düşünülmektedir.

Eksikliği halinde: Protein sentezi sekteye uğrar. Böylece, ağır fiziksel aktiviteler sonrası gereken toparlanma sağlanamaz ve bir süre sonra kas kitlesi kaybı ve buna bağlı olarak yağ kitlesinde artış gözlenmeye başlar.Lipotropik döngü yavaşlayarak yağ stoklarının enerji kaynağı olarak kullanımı düşer. Buna bağlı olarak ana kalp arterlerinde sert doku oluşumu gözlenmeye başlar.

Yüksek miktarda metiyonin içeren besin maddeleri: Sarımsak ve soğan çok yüksek oranda metiyonin içermektedirler. Onu çipura, levrek ve lüfer balıkları izler. Sığır karaciğeri ve yumurta da metiyonin açısından zengin kaynaklardır.

Fenilalanin

Özellikleri: Esansiyel Amino Asittir.

Dopamin ve norepinefrin sentezinde tirozine dönüşerek fiziksel ve bedensel stres durumlarında destekleyici element görevi görür. Yorgunluk bildirim sınır eşiği denilen –fatigue feedback limit- döngüsünde beyne aktiviteye devam etme veya dinlenme emrini gönderen sinyal döngüsünde etkilidir. Toksit etkili maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında etkin rol oynar. En önemli ve yararlı etkilerinden birisi ise açlık duygusunu ve buna bağlı mide kramplarını azaltmasıdır. Çok düşük karbonhidrat diyetlerinde yardımcı olarak kullanılma potansiyeline sahiptir.

Eksikliği halinde: Dopamin ve norepinefrin sentezi sekteye uğradığından yüksek performans sergileme kapasitesi düşer. Sık ve sürekli açlık hissi ortaya çıkarak diyetin sağlıklı sürdürülmesi için risk ortaya çıkar.

Yüksek miktarda fenilalanin içeren besin maddeleri: İrmik, tahin, susam ve susam çekirdekleri, badem ve badem yağı bitkisel açıdan en yüksek oranlı fenilalanin kaynaklarıdırlar. Yumurta ve yağ oranı düşük peynir çeşitleri de bu amino asidi yüksek oranda içerirler.

Prolin

Özellikleri: Glutamik asitten sentez edilir. Proteinlerin ana yapı taşı 20 amino asitten birisidir. Tam protein sentezi için gereklidir. Sentezi ve yıkımı alfa kateglutarat üzerinden yapıldığından, içeriğinde bu maddeyi bulunduran beslenme destek maddelerinde yoğun bulunur.

Eksikliği halinde: Tam amino asit sentezi gerçekleşmez.Bunun dışında aşırı yüksekliği halinde ise hiperprolinemi başlar. Bu kanda aşırı miktarda prolin bulunmasıdır. Prolin metabolizması bozukluğundan ileri gelen kalıtsal bir hastalıktır. Bu enzimin parçalanmasından sorumlu bazı enzimlerin yokluğu sonucu, kanda ve idrarda prolin düzeyi yükselmektedir (hiperprolinemi). Mental gerilik, nörolojik bozukluklar, işitme bozuklukları oluşmasına neden olmaktadır.

Yüksek miktarda prolin içeren besin maddeleri: Sığır jelatini ve hayvan derileri yüksek oranda prolin içerirler. Son dönemlerde sporcu besin takviyesi formları da çıkmıştır.

Serin

Özellikleri: Proteinlerin ana yapı taşı 20 amino asitten birisidir. Diğer metabolitlerden rahatlıkla sentezlenebilir.

Eksikliği halinde: Pek çok maddenin biyosentezinde rol aldığından eksikliği halinde sentez döngüsü sekteye uğrar ve dengesiz amino asit konsantrasyonları meydana çıkabilir.

Yüksek miktarda serin içeren besin maddeleri: Sığır jelatini, yağ oranı düşük peynirler ve yağ oranı düşük beyaz etli balıklar yüksek oranda serin içermektedirler.

Trionin

Özellikleri: Serbest radikallerin uzaklaştırılmasına katkıda bulunur. Metiyonin’den sonra diğer bir lipotropik karakterli amino asittir. Yağların enerjiye çevrilmesinde hücre içine girişe katkıda bulunarak yardımcı olur. Tiroid fonksiyonlarını arttırıcı etkisi vardır.

Eksikliği halinde: Bağışıklık sisteminde aksaklıklar ve protein sentezinde dengesizlikler olabilmektedir. Yağların enerji olarak kullanımına önemli katkısından dolayı diyetlerde de önem arz etmektedir.

Yüksek miktarda trionin içeren besin maddeleri: Balık etleri, Sığır ciğeri ve kuzu etleri yüksek oranda trionin içerirler. Bitkisel kaynaklı yoğun trionin kaynakları ise çavdar ekmeği ve taze yer fıstığıdır.

Tritofan

Özellikleri. Esansiyel Amino Asittir.

Sinir sistemi üzerinde en etkili olan amino asittir. B3 vitamini niasin’in emilimi için elzemdir. B3 ve B6 vitaminleri protein sentezinde çok önemli rol oynarlar. Tritofan hem glikojenik hem de ketojenik karakter sergiler. Bunun anlamı hem karbonhidrat kullanım mekanizmasında, hem de karbonhidratlar kısıtlandığında ketojen cisimlerden enerji sağlanmasında rol aldığıdır.

Sigara içen kişilerde en fazla kayba uğrayan amino asittir. Normal uyku düzeninin sürdürülmesinde seratonin salgılanmasını düzenleyerek etkindir.
Bu açıdan uzun ve derin uyku vermesi ile bilinir. Büyüme hormonu üretimini doğal yoldan uyaran nadir amino asitlerdendir. Acıya duyarlılık eşiğini indirgeyerek daha sert antrenman uygulamalarına olanak tanır. Beslenme desteği olarak hidroksil formu tercih edilmelidir. Düşük karbonhidrat diyetlerinde kan şekeri seviyesinin düşük olmasına bağlı olarak görülen sinirli ve gergin davranışların minimize edilmesi için önemli ve etkin bir yardımcı olup antidepresan ilaçlara iyi bir alternatiftir.

Eksikliği halinde: Uyku bozukluları, mod değişimleri, glokejen ve ketojen döngüde dengesizlikler ve devamlı kas ağrıları görülebilir.

Yüksek miktarda tritofan içeren besin maddeleri: Siyah pirinç, yumurta beyazı ve susam yağı içeriklerinde yüksek miktarda tritofan içeren yiyeceklerdir. Organik kaynaklardan elde edilmiş gıda takviyesi formlarıda mevcuttur.

Tirozin

Özellikleri: Fenilalanin’den sentezlenir. Glukojenik ve ketojenik amino asittir.

Alman kimyager Justus Von Liebig tarafından peynirin yapısında keşfedildiği için adını Yunanca peynir anlamına gelen tyros kelimesinin kökünden almıştır.

Karbonhidratlardan elde edilen enerji döngüsünde ve karbonhidratların düşük seviyede olduğu dönemlerde ketojen cisimlerden enerji üretiminde etkinlik gösterir. L-dopa, dopamin ve norepinefrin adrenal sinirsel transfer prokürsörlerinin hareketinde rol oynar. 

Tirozin. hücrelerin farklı uyaranlara adaptasyon özelliği göstermesinde organizatör olarak görev alır; Karbonhidrat alım miktarı yüksek olduğunda kas hücresi içine glikojen girişini sağlayan enzimler açısından, düşük karbonhidrat durumunda ise ketojen cisimlerin yağ hücrelerinden enerji haline getirilmesinde yoğun biçimde aktiftir.

Albino hastalığı tirozin bağlantılıdır. Deriye renk veren pigmentin ismi melanindir ve bu madde tirozin üzerinden tirozinaz’la sağlanır. Albino hastalığı olan kişilerde tirozin üzerinden tirozinaz enzimi sentezleyen DNA zarar görmüştür veya çalışmamaktadır. Bu durumda DNA hatalı olduğu için Tirozinaz enzimini üreteceği yere şekli değişik başka bir enzim üretmektedir. Bu enzim ise Tirozin maddesini tanıyamamakta, ve Tirozin maddesini Melanin pigmentine çevirememektedir. Hücredeki bu reaksiyon Tirozin aşamasında duraklayınca, hasta kişide albino deri ve albino saç meydana gelmektedir. Yani bembeyaz bir ten.
Bunun tam tersine güneşe çıkan insanların ise deri rengi bir süre sonra kararmaya başlar. Bunun nedeni hücredeki bazı enzimlerin eksikliğinden değil, yanlızca güneş ışığının Tirozinaz enzimini aktive etmesinden dolayıdır. Tirozinaz enzimi güneş ışığına maruz kaldığı zaman çok aktif bir hale geçer. DNA durmadan Tirozin üretir, bu durumda deride sürekli melanin pigmenti birikir ve esmerleşmeye başlarız.

Eksikliği halinde: Yukarıda bahsedilen tirozinaz hastalığı, glikojenez ve ketojenez mekanizma bozuklukları, adrenal sinirsel transfer prokürsörlerinin sentezinde dengesizlik önelikli trionin eksikliği belirtileri olabilirler.

Yüksek miktarda tirozin içeren besin maddeleri: Trionin, anti-depresan ilaçlarla birlikte kesinlikle alınmamalıdır.
Yumurta beyazı, avakado, muz, kabak çekirdeği ve badem yüksek oranda tirozin içermektedirler.

Valin

Özellikleri: Esansiyel dallı zincirli amino asittir. Yani hem EAA hem BCAA’dır.

Tam protein sentezi için gerekli olan en önemli amino asitlerdendir. Diğer bazı özel maddeler ile etkileşimi durumunda sakinleştirici veya uyarıcı özelliğe bürünebilir. İzolösin ve lösin’le birlikte büyük üçlü denilen yapıyı oluştururlar. Bu üç amino asit egzersiz esnasında ve diğer yüksek performans gereksinimli aktivitelerde doku onarımı ve yeniden yapımı dönemlerinde en önemli rolü oynamaktadırlar.

Eksikliği halinde: Üç ana dallı zincirli amino asit dediğimiz kombinasyon tamamlanamaz ve anabolik aşama gerçekleştirilemez. Protein sentezinin tam olabilmesi için en önemli amino asitlerden birisidir.

Yüksek miktarda valin içeren besin maddeleri: Yumurta beyazı, kültür mantarı, organik mercimek ve susam çekirdeğidir.

30 Haziran 2013 Pazar

Gainer Nasıl Hazırlanır? Kilo Aldırıcı Karışım Nedir?

Karbonhidrat yoğunluklu sporcu beslenme ürünleri olan Gainer'lar özellikle kilo kazanmanın amaçlandığı durumlarda kas kütlesinin desteklenmesi açısından iyi değerler içeren toz formlardır. Son dönemde içeriklerinde yeni nesil çoklu protein formülleri ve şeker oranı düşük karbonhidrat formları bulunduran ürünler piyasada bulunmaktadır.

Peki, sonuç veren, sağlıklı ve yüksek kalorili bir gainer formülü nasıl hazırlanır, en etkili karışım nasıl elde edilir ve nasıl tüketildiğinde en hızlı sonucu verir? Aşağıda bu soruların cevabını içeren kısa ve kullanışlı bir bilgilendirme yazısı sunuyorum.

DİKKAT: Tüm bu malzemelerin iyi karışabilmesi için çok kaliteli ve güçlü bir blendıra ihtiyacınız olacaktır.

Malzemeler: 

1 Servis Gainer
1 Servis Karışım Protein Tozu: Whey, Kazein ve Yumurta
2 Muz
50-100gr Yulaf
3-4 Kaşık Fıstık Ezmesi
1 Su Bardağı Vanilya veya Çikolatalı Dondurma
6 adet Yumurta Beyazı
2 Çay Kaşığı Tarçın
500gr Yağsız Süt
5-6 Parça Buz

Hazırlama:

Öncelikle sütü blendıra ekleyin, ardından sırayla yulaf, muzlar, dondurma, fıstık ezmesi, yumurta beyazlarını ve tarçını ekleyin. En son buzları koyun ve kapağı kapatarak önce bir iki defa blendırın parçalama modunda buzların kırılmasını sağlayın, ardından 1 dakika boyunca tam güçle karışımı yapın. Kısa bir süre bekleyin.

Yukarıdaki karışımı 5 şekilde kullanabilirsiniz: 

1- Kahvaltıyla birlikte sabah saatlerinde
2- Antrenman öncesi ve sonrası yarımşar servis şeklinde
3- Akşam 21.00-22.00 arası
4- Gece 02.00-03.00 arası
5- Öğün aralarında MRP (Meal Replacement Shake) şeklinde

Buna benzer bilgiler ve çok daha fazla süper detay için PODYUM GEREKMEZ isimli kitabımızı edinebilirsiniz: http://www.idefix.com/kitap/podyum-gerekmez-orhan-tezisci/tanim.asp?sid=X6L3KXESEG0GW5N6VLYX










25 Haziran 2013 Salı

Antrenman Sonrası Hangi Tür Protein Alınmalıdır?

Antrenman sonrası Protein alımı soruları üzerine soru/cevap formatında bir bilgilendirme yazısı.

S: Antrenman sonrası hangi tür proteinleri kullanmalıyız? Oranlama nasıl olmalıdır?

C: Antrenman sonrası kullanılacak protein kaynaklarının olabildiğince hızlı çözünen yüksek değerli kaynaklar olmasına dikkat etmemiz gerekir.Bu açıdan uzun süredir kullanılan whey protein tozları pratik bir çözüm olabilir.Diğer yönden tablet amino asitlerinde etkin olduğunu belirtelim ama tablet amino asitlerde almanız gereken oranı elde edebilmek için yüksek tablet sayısı kullanmanız gerekecektir.Bu açıda dezavantaj barındırırlar. Benim tavsiyem tüm protein fraksiyonlarını bünyesinde barındıran ideal bir karışımın kullanılması.

S: Nedir bu ideal karışım?

C: Hem hızlı hem de yavaş çözünürlüklü proteinlerin kullanıldığı bir sıvı. Bunun için aşağıdaki maddelere ihtiyacınız olacak:

CFM İzole Whey protein, yani peyniraltı suyu izolatı
Casein Proteini yani süt veya süt proteini
Albumine yani yumurta proteini
5 gr Glutamine
5 gr BCAA

Antrenman bitiminde takriben 15 dakika sonra tüketilecek bu karışımı hazırlarken bir blender kullanmanızı tavsiye ediyorum.. Diğer yönden karışımın hızlı değil yavaş olarak içilmesi de önemli bir detay. Glutamine hem alınan bu yüksek değerli proteinin tam emilime yardımı hem de anti katabolik etkisi bakımından karışıma dahil edilmiştir.Kulanımı sıklete göre 10-15 hatta 20 grama kadar çıkabilir.Fakat bu doz gün içine bölünmelidir.
BCAA’lar olan leucine-isoleucine ve valine ise burada tampon görevini yaparak antrenmanda zarar gören kas dokularına ilk müdahaleyi yapması bakımından önemlidirler. Tüm bun karışımın etkin biçimde kaslara taşınabilmesi için hızlı çözünürlüklü bir karbonhidrata ihtiyacınız olduğunu da unutmayın, 2 avuç kuru üzüm veya 2 adet muz burada işi bitirir ve aldığınız proteinleri hızla kaslarınıza taşırlar. Unutmayın...Karbonhidrat yoksa proteini kasa taşıyacak ana madde de yoktur...insülin.

Buna benzer bilgiler ve çok daha fazla süper detay için PODYUM GEREKMEZ isimli kitabımızı edinebilirsiniz: http://www.idefix.com/kitap/podyum-gerekmez-orhan-tezisci/tanim.asp?sid=X6L3KXESEG0GW5N6VLYX

Düşük Karbonhidrat Diyetlerinde Kas Ölçüsü Korunması

Düşük karbonhidrat diyetlerinde ölçünün korunması stratejisi son dönemde sıklıkla sorulan bir soru olduğundan genel bir program vermeyi uygun buluyorum. Umarım yararlı olur.

İLK KURAL...Düşük Karbonhidrat diyetlerinde protein alımını kilo başına 3 grama kadar yükseltilmelidir. Hızlı metabolizmalar da oran 4 grama kadar çıkabilir bu durumda 90 kiloluk yağsız kas kütlesi olan bir sporcunun günde 270-360 gram protein alması zorunluluğu vardır.Bu oranın hepsi birinci sınıf protein kaynaklarından karşılanmalıdır. Günde 200 gramın üzerinde proteinin saf gıda kaynaklarından tüketilmesi zor olacağından Protein tozları bu stratejide son derece kullanışlı olabilmektedirler.

Bu dönemde kullanmanız tavsiye edilen protein tozu Casein temelli olanlardır: Casein ve Whey karışımlarını da kullanabilirsiniz ama imkanınız varsa saf Casein bulup kullanmaya çalışın. Casein, Whey’e oranla daha ağır molekül yapısına sahip olduğundan daha yavaş sindirilir.Dolayısıyla bu avantajı düşük karbonhidrat diyetinde metabolizmanın uzun süre anabolik tutulmasında büyük avantaj sağlar.Öğün aralarında kullanmanız en optimal neticeyi vermesi açısından tavsiye edilir.

Sindirim arttırıcı tablet kullanımı: Yine bu dönemde kullanmanız gereken esas bir maddedir.Sabah yumurta,öğlen hindi,öğleden sonra kırmızı et,akşam tavuk ya da balık yediğiniz ve aralarda toz protein kullandığınız bu dönemde sindirim sisteminize olağanüstü yük bindirirsiniz ve sindirim sisteminiz ancak belirli oranlarda proteini sindirebilme kabiliyetine sahiptir.Öğünleden önce almanız gereken maddeler ve oranları şöyledir:2-4 gr pankreatin-250-750 mg papain-250-500 mg bromelein.

Glutamine: Non esansiyal olmasına rağmen düşük karbonhidrat diyetinde neredeyse toz proteinler kadar işe yarayan bir amino asittir.İddialı olacak ama şahsi fikrim creatine’den bile daha etkili olduğu.Creatine’in etkisi son derece kozmetik ve geçici olmakla birlikte kullanım zamanınız da sınırlı.Glutamine için aynı şey söz konusu değil.Düşük karbonhidrat döneminde hem ölçünün korunması,hem bağışıklık sisteminin güçlü tutulması hem de yenilen yiyeceklerin tam olarak emilimine yardımı bakımından kullanılabilecek en iyi beslenme destek yardımcısıdır.

Esansiyal Yağ Asitleri(EFAs): Bunlar yağ yakan yağlardır! En önemli ikisi omega-3 eicosapentaenoic acid(EPA) ve docosahexaenoic acid(DHA)’dır.Tüm yağlı balıklarda ve keten tohumu yağında bulunurlar.Bu ikisinden birisini seçebilir ve kullanabilirsiniz.1-5gr arası doz idealdir.

Carnitine: Bilindiği üzere carnitine antrenman esnasında yağların daha hızlı mobilize olmasına olanak tanımaktadır.Yapılan bir araştırma günde 3 gr carnitine alan deneklerin yağ yakım oranlarında 10 gün içerisinde %20-25’e varan artış olduğunu göstermektedir.

Zihin toparlayıcı 5-HTP : Gerçekçi olalım.Düşük karbonhidrat diyetleri aptallık yapar.Müsabakaya yakın dönemde profesyonel sporcuları gözlemlediğinizde bunu tespit edersiniz.Amerika’da kullanılan 5-HTP isimli madde tryptophan’ın doğal bir versiyonudur.5-Hydroxytryptophan. Bu madde düşük karbonhidrat diyetlerinde azalan seratonin salgısının uyarılmasına neden olarak kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olur.

Chromium Picolinate: Bu madde 90’ların ortasından beri tartışma konusu olmasına rağmen geçen yıl yayınlanan uzun bir makale ile yeniden dikkat çekti. Güney Carolina’da bulunan Duke Üniversitesinde verilen bir konferansta dile getirilen raporda krom takviyesinin düşük karbonhidrat diyetlerinde açlık hissini bastırdığı belirtiliyordu.Sabah 200 mcg Chromium Picolinate’ı sabah kahvaltısıyla alıp denemenizi tavsiye ederiz.

Karbonhidrat Bloke ediciler: Ne kadar disiplinli olursanız olun bazen kontrolü kaybetmeniz olasılığı var.Milli takım seviyesindeki bir sporcunun yarışma kampı esansında şeker krizine girip bir kavanoz şokellayı bitirdiğini ve diskalifiye edildiğini duymuştum.Acil yardım paketi olarak yanınızda beyaz fasülye (Phaseolus vulgaris) özütünden elde edilmiş karbonhidrat bloke ediciler mutlaka taşıyın deriz. Bu madde karbonhidratların sindirilmeden ya da çok az sindirilerek bloke edilmesi için geliştirilmiştir.Yüksek karbonhidratlı yemekten 15-30 dakika önce 1-2 gram alındığında %60’a kadar etkinlik gösterebilir.

Enerjinin yükseltilmesi için: Düşük karbonhidrat diyetleri sporcunun kendisini bitkin hissetmesine neden olur.Bunun için kullanılabilecek iki esas madde vardır. Kafein ve creatine.Ortalama 1 bardak kahve de 100-200 mg kafein vardır.Günde 1-3 bardak arası rahatlıkla içebilirsiniz.Antrenmandan önce bir bardak almanızı tavsiye ederiz.

Creatine’in enerji yükseltici etkisi ise tüm sporcular tarafından bilinmektedir.Fakat burada dikkat etmeniz gereken bir nokta var.Cafein ve Creatine aynı anda alınmamalıdır.Bu iki madde birbirlerine ters etki yaparak etkinliklerinin düşmesine neden olmaktalar.Creatine2i gün içine bölerek almanızı, cafein’i ise antrenman öncesine bırakmanızı tavsiye ederiz.Ve son olarak her iki maddeyi de akşam saatlerine yakın dönemlere almayınız.

Vitamin ve mineraller:Tüm düşük karbonhidrat diyetiniz boyunca her sabah vitamin ve mineral tabletinizi alınız.Bazı markaların bu konuda paketlenmiş şekilde ürünleri mevcut.Bu ürünler gerçekten çok işe yarıyorlar.

S:Yukarıda verdiğiniz destek ürünlerini hangi zamanlarda ve nasıl kullanmam gerekiyor?
C: Aşağıda buna ilişkin bir kullanım şeması veriyorum. Kilo durumunuza göre dozajlarla oynamanız mümkün.

Sabah aç karına:1-2 gr carnitine, 3-5 gr glutamine,3-5 gr creatine
Kahvaltıyla: 200 mcg Chromium Picolinate ve vitamin mineral paketi
Öğlen yemeğinden 1-2 saat önce:40-50 gr Casein protein tozu
Öğlen yemeğinden 15 dakika önce: Sindirim tabletleri
Antrenmandan 1 saat önce:100-200 mg cafein, 1-2 gr carnitine
Antrenmandan 30 dakika önce: 3-5 gr Glutamine
Antrenmandan hemen önce:3-5 gr Creatine, 20 gr CFM İzoleWhey protein
Antrenmandan hemen sonra:3-5 gr glutamine,100-200 mg Alfa lipoik asit,40-50 gr Whey protein
Akşam yemeğinden 15 dakika önce:Sindirim tabletleri
Yatmadan 2-3 saat önce:50-100 mg 5-HTP
Yatmadan hemen önce:40-50 gr Casein protein tozu
Acil durum için:Yanınızda daima karbonhidrat bloke edici taşıyacaksınız ve yüksek karbonhidratlı yemekten 15 dakika önce 1 doz kullanacaksınız.

Buna benzer bilgiler ve çok daha fazla süper detay için PODYUM GEREKMEZ isimli kitabımızı edinebilirsiniz: http://www.idefix.com/kitap/podyum-gerekmez-orhan-tezisci/tanim.asp?sid=X6L3KXESEG0GW5N6VLYX

Kortizol Nedir? Kortizol ve Egzersiz İlişkisi

2010 yılında yazdığım ve çok ilgi gören yazılarımdan birisi.burada yeniden kullanıma sunuyorum.

GİRİŞ

Dünya genelinde son zamanlarda popüler konulardan birisi olan cortisol ‘u bu ayki ana başlıklarımızdan yapmayı uygun buluyorum. Bu maddenin metabolizma üzerinde meydana getirdiği negatif ve pozitif etkilerin genel bir değerlendirmesini yapacağımız bu yazıda; ilk olarak kortisol’ün ne olduğunu ele alacağız, ardından bu maddenin fonksiyonlarına değindikten sonra değişken durumlarda egzersizin bu maddeye akut ve kronik etkilerini inceleyeceğiz. Son bölümümüzde ise cortisol’ün nasıl baskılanacağı ve meydana getirebileceği katabol yani yıkıcı etkinin supplement ürünleriyle nasıl yavaşlatılabileceğini göreceğiz.

Cortisol halen tam anlaşılabilmiş bir madde olduğundan araştırmalar ve sonuçlar hakkında tutarsızlıklar olması mümkün olabilir. Bu yüzden, konuyu genel olarak değerlendirip detaylı araştırmaya girmek hem bilimsel açıdan hem de okuyucu açısından daha yararlı olacaktır.

CORTISOL NEDİR ?

Cortisol veya tam ismiyle Hydrocortisone, glucocorticoidler olarak bilinen hormon grubunun üyelerinden birisi. Glucocorticoidler isimlerini kan şekeri seviyelerine olan etkilerinden dolayı alıyorlar. Başka tür glucocorticoidler de mevcut ama Cortisol (C) sağlıklı bireylerde anahtar rolü oynuyor. Mesela ağırlı kaldırdığımızı veya dış etkenlerden birisinin etkisiyle stres altına girdiğimizi varsayalım. Bu stres fiziksel veya beyinsel olabilir. Bu durumda mevcut uyaran olan strese santral sinir sistemi ilk tepkiyi verir. Sinir hücreleri, beyin ve hipotolamus a mevcut strese adapte olabilmesi için alarm durumuna geçmelerine ilişkin iletileri göndermeye başlar. İlk tepki olarak sistem kortikotropin salınım faktörü(CRF) isimli maddeyi işin içine sokar. CRF daha yoğun adrenokortikotropik(ACTH) açığa çıkmasına olanak tanır ve final de adrenal korteksten yoğun cortisol (C) salınımı başlar. Cortisol salımının ardından hemen işe koyulur ve kan şekeri-glukoz seviyelerinin normal değerlerine dönmesi için yoğun etkinlik göstermeye başlar. Mevcut bu görev sona erdiğinde ise, sirkülasyonda kalan cortisol hala aktif durumdadır. Yan görevler olarak doku yenilenmesi ve immune sistemi kontrolü gibi görevlerin sürdürülmesinde rol oynar.

Şayet; Cortisol seviyeleri normal değerlerin üzerine çıkarsa…Devreye yine CRF ve ACTH girer ve bu sefer salınımı baskılamak için hareket gösterirler. Buna fizyolojide Negative feedback inhibation, yani negatif geri bildirim sistemi adı veriliyor. Nerede ve nasıl olursa olsun metabolizma da mevcut rezervlerin dengesizleşmesi durumunda ortaya çıkan esas olgudur.
Sağlıklı bireylerde cortisol seviyeleri günün değişik saatlerinde değişik değerlerde olmaktadır. Bu seviyeler sabah 07.00-09.00 arası 280-720 nmol/L olurken, Sabah 09.00 gece 24.00’e kadar ise çok daha düşük seviyeler olan 60-340 nmol/L civarlarında gözlemlenmektedir. Yapılan araştırmaların bazılarında egzersizin zamanlamasının cortisol seviyelerine fazla etkili olmadığı FAKAT, cortisol seviyelerinin egzersiz performansını etkileyebileceği konusunda veriler mevcut.

Bu durum genel anlamda incelediğimiz üzere kan glukoz seviyeleri,protein sentezi ve immune sistem fonksiyonları ile bağlantılı. Profesyonel sporcular die ve idman ikilemini bir çok faktörlerin yanında cortisol konusuyla da değerlendirip hareket etmektedirler

CORTISOL’ÜN FONKSİYONLARI

Şimdi cortosol ’ün ne olduğunu ve nereden geldiğini kısaca biliyoruz.Peki bizi ilgilendiren esas aktivitesi nedir? Denildiği kadar tehlikeli bir kas yıkıcımı? Katabol etkinliği denildiği kadar yüksek mi? En temelden başlayarak yukarı çıkalım. Cortisol metabolizmanın yaşam için gereken en önemli katabolik ( evet, katabolik ) maddelerden birisi. Karaciğer dışında tüm sistemde etkinliği var ve mevcut büyük molekülleri daha küçük hale getiriyor.

İki saat boyunca çok ser bacak idmanı yaptığımızı varsayalım. Cortisol seviyeleri yükselecektir. Çünkü uzun süre boyunca stres altında kalındı ve kas dokusu da yıpranmış durumda. Kas ölçüsünün yoğunluğu, egzersizin şiddet seviyesi ve süresi cortisol salınım seviyelerine etki edecektirler. Bu durumda cortisol katabolik etkinliğini sergilemeye başlar. Kas proteinlerini daha ufak moleküllere ayrıştırarak amino asitleri ortaya çıkarır ve idman esnasında zedelenen kas dokularına transfer etmeye başlar. Buradaki katabol etki anabolik prosenin tetikleyicisi olarak göze çarpmaktadır. Cortisol bu no noktada doku yenileyici görevin başlaması için ilk müdahaleyi gerçekleştirir.

Diğer bir fonksiyon ise –ki bir çok kişinin hoşuna gidecektir – yağ yakımına olan pozitif etkilidir. Amino asitlerin harap olan adale dokularına gitmesini sağlarken bunların bir kısmının glukoz ve yağ asitlerine dönüşmesini sağlar. Yağ hücreleri vücudun değişik yerlerinde adipose doku şeklinde depolanmakta olmakla birlikte

Cortisol trigliseridlerin daha yoğun oluşmasını da sağlayarak bunların daha ufak moleküller olan gliserol ve üçlü yağ asitlerine parçalanmasına olanak tanır. Bu durumda yağ asitleri kan sirkülasyonuna daha rahat gireceğinden enerji olarak kullanımları da daha yoğun olmaktadır. Düşük kalorili ve stabil olmayan diyetlerin cortisol seviyelerine etkisi negatif yönden olacağından kilo verme diyetlerinde disiplinin etkinliği yeniden göz önüne çıkmaktadır. Dengesiz kalori alımlarında cortisol seviyelerinde de dengesizlikler görülebileceğinden bunun kilo kontrolü ve yağ yakımına etkisi de olumsuz olacaktır. Diğer yönden çok düşük kalorili diyet takip eden kişilerin hormon sistemlerinde meydana gelebilecek dengesizlikler de kilo düşme ve defination ’u olumsuz etkileyecek faktörlerdir. Bu tür diyetleri tavsiye etmemekle birlikte uygulayan veya uygulamak isteyenlere tavsiyemiz her on beş günde bir hormon tahlili ve çok iyi ayarlanmış supplement programıdır.

Peki, doku yenilenmesini tetiklemek ve yağ yakmak dışında cortisol denen bu maddenin başka önemli işleri yok mu? Birincisi başlangıçta bahsettiğimiz üzere kan basıncını dengelemek ve yenilenme prosesini başlatmak. Diğer yönden doku yenilenmesinin hızına etkisi de mevcut; Basit bir örnek verelim, yoğun stres altında olan kişilerin yaralarının stres altında olmayanlara oranla daha geç iyileştiğine dair çalışmalar var. Bunun altında normal değerlerin çok üzerinde olan cortisol salımının yarattığı yüksek katabol etki yatmaktadır.

Sporcunun istemediği ve etkisinden kaçınmaya çalışması gerektiği durum ise nedir? Madem ki cortisol anabolik etkinlik dönemini tetikliyor gibi görünüyor ama diğer yönden katabolizmik etkisi mevcut, madem ki kilo vermekte çok büyük bir avantaj ama aynı zamanda kas kütlesi kaybettiriyor… O halde hangisinde karar kılınmalı? Cortisol iyi mi, yoksa denildiği kadar kötü mü? Yoksa tam tabiriyle çift taraflı bıçak mı? Ciddi biçimde idman yapan ve sonuç bekleyen hiç kimse çok zor şartlar altında kazandğını kas kütlesini kaybetmek istemez. Kas kütlesinin kaybını takiben basal metabolic rate (BMR) ‘te meydana gelecek düşüşün kilo vermeyi veya defination kazanmayı daha da zorlaştıracağı aşikardır.

Bu durumda bizim esas amacımız cortisol seviyelerinin normal değerlerde seyretmesi üzerine kurulu olacaktır. Cortisol’ün bu şekilde kontrol altında tutulması hem anabol hem de katabol yönden avantaj elde etmemizi sağlayabilir. Bu kontrol iki yönlü sağlanabilir; bilinçli ve etkili supplement kombinasyonu ve idmanın bu maddeye olabilecek etkilerini iyi incelemek.

EGZERSİZİN CORTİSOL SEVİYELERİNE AKUT EFEKTLERİ

Uzun bir dönemdir bilindiği üzere, idman sonrası cortisol seviyelerinde birkaç saatliğine yükselişler söz konusu. Bu yükselişin ana nedenlerini dört ana başlık altında toplamamız mümkün, bunlar; idmana tabi tutulan adalenin ölçüsü, egzersizin şiddeti, egzersizin uzunluğu ve diyetten alınan kalori miktarı. Bunlardan egzersizle ilgili olanlar cortisol salımını etkilerken diyet ve adale ölçüsü ile ilgili olanlar ise toparlanma ve gelişim süreciyle bire bir etkilidirler.

Sporcunun kas kütlesi fazlaysa antrenman esnasında yaralanan adale dokularının da hacmi geniş olacağından cortisol salınımıda buna paralel olarak yüksek olacaktır..

Bunun açık anlamı şu, ileri seviye sporcuların Cortisol ’e maruz kalma oranları yeni başlayanlara nazaran yarı yarıya daha fazladır. Şiddetli bir göğüs idmanının ardından yaralanmış olan kas fiberleri ilk iş olarak sinirsel iletiler yardımıyla bazı kimyasal sinyaller göndermeye başlarlar. Bu sinyaller özel beyaz kan hücreleri fizyolojik ismiyle Neutrophiller şiddete tabi tutulmuş göğüs adalelerine transfer olup toparlanma sürecinin stratını verirler. Buradaki toparlanma süreci tabiri farklı bir anlam taşır. Dokulardaki stok rezervlerin kullanılması anlamına gelmektedir. Sporcu tabiriyle kasın ‘kendi kendini yemesi’ tam olarak budur.

Diğer yönden yine kas dokusunun içinde bulunan Lysosome ve Proteolytic enzimlerde devreye girerek kas dokusunun bu sürecine ‘yardım’ ederler. FAKAT aynen yukarıda değindiğimiz gibi bu ilk refleks büyük ölçüde kataboliktir ve metabolizma kendi sınırlı kaynaklarını kullanarak onarıma başlamak istemektedir.

Ağır idmandan bir süre sonra adalede hissedilen keskin ağrı ve dokunulduğundaki acı hissi yukarıda bahsettiğimiz maddelerin yarattığı kimyasal reaksiyonun bir sonucudur. İşte tam bu noktada işin içine cortisol girmektedir. Bir süre sonra tam etkinliğe başlayan cortisol yukarı da bahsettiğimiz neutrophillerin akım hızını yavaşlatır ve adalenin ‘kendi kendini yemesi’nin önüne geçmeye başlar. Amino asit transferazını uyararak mevcut proteinlerden yapılan yeni amino asit zincirlerini yaralanan dokulara gönderir. Şimdi, aklımıza gelen soru yine aynı. Cortisol katabolik mi? Paradoksal bir soru olduğu çok açık. Bu durumda ele almamız gereken öncelikle cortisol’ün bu toparlanma sürecine olabilecek pozitif etkisi olmalı. Neutropillerin ilk dönemde sergilediği durumun Cortisol ’e oranla daha yüksek katabol etki gösterdiği söylenebilir. Burada gözlemlediğimiz olgu kas içi rezervlerin kullanımına daha yatkın olduğundan cortisol’ün bu süreci önce yavaşlatıp sonra stabilize ederek devreye girdiği üzerine kurulu. Bunun anlamı şu, egzersiz sonrası cortisol seviyelerini çok düşürdüğümüz takdirde buna paralel olarak toparlanma sürecini de yavaşlatacağımız çok mantıklı görünmektedir.

Egzersize uzun süre devam eden kişilerin bir dönem sonra cortisol hareketlerinde de değişimler gözlemlenmektedir. Yeni ağırlık çalışmaya başlaya kişilerin bu oranları uzun süren çalışmalar göre çok daha yüksektir.Ve profesyonel sporcuların cortisol tolerasyonu da zamanla yükselmektedir. Bu gibi sporcularda idman sonrası cortisol seviyeleri normal seviyeye çok daha hızlı dönmektedir.

Ağır sıklet boksörlerin tabi tutulduğu bir araştırmada dört ay boyunca egzersiz sonrası cortisol oranları düşürülen atletlerden bazılarının toparlanma ve yenilenme prosesinin dramatik biçimde düştüğü ve kas ağrısının cortisol oranları düşürülmeyenlere oranla daha uzun sürdüğü gözlenmenmiş.Buradan yeniden cortisol’ün toparlanma hızında etkili olduğunu yeniden anlıyoruz.

CORTISOL YÜKSELMESİ VE DÜŞMESİNİN NEGATİF ETKİLERİ

Yazımızın başından beri görüp incelediklerimiz genel olarak şöyle bir sonuç çıkarabiliriz. . Tam tersine Cortisol normal değerlerde kaldığı sürece problem yaratmıyor

Ve oluşturduğu katabol etki gelişim sürecinin başlangıcı. Peki normal değerler nasıl belirlenecek ? Amerika Birleşik Devletlerin ’de bulunan ve amatör futbol liginde 3 kez şampiyon olan Bauer collage takımı antrenörü ve fizyoloji doçenti Robert Watson şöyle açıklıyor: ‘…Esas tehlike cortisol oranlarının 60 nmol/L altına düştüğünde ortaya çıkmaya Bu değere yaklaşan ve altına düşen futbolcularda ilk gözlemlenen idman esnasındaki çabuk yorulmaları. Antrenman maçlarında ilk 20-35 dakika yüksek performans gösterip kalan südre birden düşüş yapan sporcuların kan örneklerini incelediğimde hep bu seviyelerin altında olduklarını gözlemledim.

Sistem kendini yenilemek için gerekli ilk tetiklemeyi oluşturamadığından overtraining (sürantrenman) sendromunun ilk belirtilerini sergilemeye başlıyorlardı. Diğer yönden aldığım bu kan örneklerinde en dikkat çekici olan diğer faktörler ise kan sodyum ve potasyum oranlarındaki dramatik azalmaydı.Bu iki madde de sağlıklı kas yapısı için temel teşkil ediyor ve azalma durumunda sistem sakatlığa açık hale geliyordu. Tam anlamıyla zincirleme reaksiyon.’

Diğer yönden cortisol’ün büyümeyi yavaşlatacağına dair bazı bulgular var. Bu büyük oranda GH yani büyüme hormonu ile ilgili. Büyüme hormonu seviyelerinin yorgun metabolizmalarda düşüş gösterdiği ve bu düşüşün 6-12 saat sabit kaldığı gözlemleniyor. Buna dayanarak uzun idman periyodlarının GH seviyesini negatif etkilediği sonucuna varılabilir. Fakat bu durumun ortaya çıkması için cortisol seviyelerinin normalden 2-3 kat daha yüksek olması gerekiyor. Yani yorgunluğu meydana getiren aktivitenin şiddet ve zaman oranlaması burada belirleyici esas faktör.Diğer yönden uykunun özellikle erken dönemlerinde ACTH ve Cortisol baskılanmaya başlıyor. Bu büyük ihtimalle GH ’un anabolik gücünün bir etkisi. Buna dayanarak cortisol seviyelerinin düşük tutulmasında 7-8 saatlik gece uykusu ve mümkünse öğleden sonra 30-45 dakikalık siestanın çok ama çok etkili olduğunu da söyleyebiliriz.

CORTISOL BASKILAYICI MADDELERİN GENEL OLARAK GÖRÜNÜM VE DEĞERLENDİRİLMESİ

KARBONHİDRATLAR: Düşük karbonhidrat ve ketojen temelli dietlerde insülin seviyelerindeki değişiklikler göz önünde bulundurulurken diğer hormonal değişiklik ve efektivasyonlar genelde ciddi olarak değerlendirilmezler. Oysa özellikle düşük kalori içeren bu tür dietlerin hormon seviye ve hareketlerine ciddi etkileri vardır.

Seks hormonları testosteron ve österojen kolesterolden sentezlenirken, tiroid hormonları da bu tür dietlerden etkilenmektedirler. Görmezden gelinen ve konumuz olan madde ise yine cortisol. Sebebi halen tam olarak aydınlatılmamış olmasına rağmen düşük karbonhidrat içeren diet tiplerinde yüksek cortisol seviyelerine rastlanmış durumda. Bir ihtimal, metabolizma yeterince karbonhidrat görmeyince daha yoğun protein parçalamak için bunu yapıyor olabilir fakat şu anda elimizde bunu kanıtlayacak kesin ve uzun dönemli araştırma sonuçları mevcut değil. Sabah saatlerinde gözlemlenen yüksek cortisol seviyelerinin 7-8 saatlik açlığın yarattığı düşük kan şekeri durumuyla bağıntısı var gibi görünmekte. Uzun süre aç kalan metabolizmanın katabol etki alanına girdiği ve bu durumda cortisol seviyelerinin 2-3 kat yükseldiğini biliyoruz. Sistemi korumak için metabolizma ana rezervlerden fedakarlık ediyor. O halde bu durumun önüne geçmek ya da en azında yavaşlatmak için karbonhidratı kalkan olarak nasıl kullanabiliriz?

Sabah kahvaltısında glisemik indeksi düşük, olabildiğince natürel kaynaklara başvurulabilir. Bunlara en iyi iki örnek siyah pirinç ve saf yulaftır. Natürel karbonhidratlar insülin seviyesini dengeleyerek cortisol oranlarını hızla normal değerlere döndürürler. Düşük karbonhidrat bazlı diyetlerin bu açıdan dezavantaj teşkil ettiği söylenebilir.

Oxford Brooks üniversitesinde sekiz hafta boyunca 10’ar kişilik 2 kürek takımına iki değişik diyet tipi uygulanıyor. Sekiz haftanın sonunda yapılan tetkiklerde düşük karbonhidrat diyeti izleyen grubun kan tahlillerinde cortisol oranlarının normalden iki kat daha yüksek olduğu anlaşılırken alınan kas biopsilerinde de diğer gruba oranla daha yoğun tahribata rastlanıyor. Buradan çıkarılacak sonuç iki yönlü; Birincisi düşük karbonhidrat diyetinin cortisol seviyesini yükselttiği. Bu kesin. Ama esas önemli olan kas dokusundaki yoğun yaralanma ve iyileşme sürecindeki yavaş seyir. Bu örnek yazımızın başından beri anlatmak istediklerimizi çok iyi özetliyor. Cortisol normal seviyeden yukarı seyir izlediğinde tabiri caizse “canavarlaşıyor “ ve toparlanma amacıyla hareket ederken daha çok katabol sonuca neden oluyor. O halde yapılması gereken düşük karbonhidrat diyetinde dahi karbonhidratların stratejik olarak alınmasını planlamak. Bu sporcunun form durumuna göre iyi bir diyetisyen veya profesyonel bir antrenör yardımıyla oluşturulabilir.

GLUTAMINE: Bazı durumlarda cortisol yükseldiği taktirde kandaki glutamine konsantrasyonunda da artma gözlemlenmektedir. Fakat bu durum çoğunlukla cortisol düzeyleri normalden 3-4 kat daha yüksek olan kişilerde gözlemleniyor. Glutamine ’in ağır idmanlarda cortisol baskılayıcı potansiyeli olabilir fakat dozajlama konusunda sporcunun form kriterlerini değerlendirmeden bilgi vermek yanlış olacaktır. Çünkü glutamine ‘de tüm supplementler gibi özel amaçlar doğrultusunda özel bir programlama ile kullanılmalıdır. Amaç nedir? Büyüme hormonu tahriki mi, enzim yardımı mı, ölçü desteğimi? Tüm bu sorular sporcu ve çalıştırıcı tarafından değerlendirilmeli daha sonra kullanım şekli belirlenmelidir.

2005 Amerikan ulusal şampiyonasına hazırlanan orta seviye sporcuların günde 40-50 gr ’a kadar çıktıklarını duyuyoruz. Bize göre bu doz gereksiz bir fazlalık ve amino asit havuzlarında dengesizliğe yol açabilir.

ACETYL L-CARNITINE: Daha önceki konularımızda Acetyl –L-Carnitine (ACL) konusuna geniş yer ayırmış formülasyon ve tki bakımından bu maddeyi yakından incelemiştik. Bu konuyu merak eden sporcular “Ne-Ne zaman-Neden “ isimli supplement kullanım makalemize başvurabilirler.

Cortisol başlığı altında ise ALC’yi daha değişik ele alacağız. IFBB profesyonellerinden Mark Dugdale ALC kullanımının iki yönlü olduğunu söylüyor. “İdman öncesi ALC dozajı 1-2 gram arası olduğunda Cortisol seviyelerinde hafif yükselme gözlemlerken, dozaj yükseldikçe bu seviyeler kronik olrak düşüyor. Bu konuyu doktoruma danıştığımda aynı şeyin Alzheimer hastalarında da gözlemlendiğini ve yüksek doz ALC alımının Alzheimer disease ilerlemesini yavaşlattığını söyledi “ ALC2nin bu etkisinin sebebi hala tam olarak aydınlatılabilmiş değil. Bu etkini ortaya çıkabilmesi için günlük dozajın 2 gramın üzerine çıkması ve en az 4-6 olması gerekiyor. Ayrıca uzun vadeli ALC kullanımının meydana çıkaracağı etkileri de şu anda tam olarak bilmiyoruz. Diğer yönden fare deneylerinde erkek kobaylara verilen ALC ’nin Luteinizing Hormone (LH) düzeylerinde yükselmeye yol açarak testosteron üretimini dolaylı yoldan tahrik ettiğine dair bazı bulgular var. Uzun süren düşük kalori diyetlerinin hormon hareketlerine olan etkileri düşünüldüğünde ALC bu açıdan da değerlendirilmelidir.

PHOSPHATIDYLSERINE : ( Fosfadilserin) Kısa ismiyle PS. Bir tür fosfolipid . Özel tip bir yağ asitidir. İsmini bir fosfat bir serine grubu taşımasından alır. Supplement olan PS, insan türüne özgü hücre membranı fosfolipidi ile benzerdir ve genom yapısının insana %99 benzerliği bakımından ilk olarak şempanzeler üzerinde denenmiştir. Supplement olarak PS inek beyninden veya soya fasulyesinden elde edilmektedir. İnek beyninden elde edilen PS laboratuar ortamında tamamen sterilize edilmekte olduğundan hiçbir tehlike arz etmez. Amerikan ilaç dairesi (FDA) PS kullanımının zararlı olduğuna dair bugüne kadar açıklama yapmamıştır. Günlük doz 300-400 mg dolaylarında olurken. 200 veya 150 mg ’lık iki dozaja bölünmüş kullanım cortisol seviyelerini düşürmede tek yüksek doza nazaran daha efektif görünmektedir.. 2-3 Haftalık kullanımının ardından 5 hafta ara veriliyor ve devam ediliyor.

Fosfadilserin Türkiye’de bulunmuyor. Yurt dışından temin edilebilir. Diğer yönden yeri gelmişken hatırlatalım, bir çok supplement ’in piyasada gerçek olmayan taklitleri mevcut. Bu yüzden tüm supplementleri satın alırken çok dikkatli olunuz. Üretici-İthalatçı ve Toptancı firmaların orijinal logolarına, kapak plastiklerinin gerginliğine ve ürünü ilk açışımızda karşımıza çıkan “güvenlik bandı “na çok dikkat ediniz. Bu kağıt çok gergin olmalı ve ambalaja çok sıkı ve aralıksız perçinlenmiş olmalıdır. Ve en önemlisi, unutmayın; ne öderseniz onu alırsınız. Bir kilosu 100 Ytl olan protein tozuyla, beş kilosu 100 Ytl olan protein tozu arasında fark olmamasına imkan yok. Beş kilosu 100 milyon olan protein tozundan büyük ihtimalle çok iyi filtrelenmiş süt tozu alırsınız!

SAW PALMETTO: Amerika, Avrupa ve ülkemizde prostat problemlerine karşı alternatif çözüm olarak kullanılan saw palmetto ’nun esas etken maddesi Beta Stesterol ’dür.
Tokyo üniversitesinde yapılan cortisol temelli araştırmaların birisinde maraton koşucularına 8 hafta boyunca saw palmetto ekstresi veriliyor. Bu sürenin sonunda yapılan testlerde cortisol oranlarında tespit ediliyor. Fakat, açık olalım bu azalma çok dramatik değil. Diğer yönden uzun dönem kullanımlarda “toparlanma sürecine “ katkıda bulunabileceği bir ihtimaldir.

Beta stestorol “pitosterol “ grubun giren bir madde. Amerikan üniversiteleri son iki üç yıldır pitosterol grubu üzerine çok yoğun araştırmalar yapıyorlar. Amaç yoğun stres dönemlerinde metabolizmanın toparlanma sürecini kısaltacak kimyasallar ele etmek. Sıcak çatışma bölgesinde bulunan personelin ne denli ağır stres altında olduğu düşünülürse ilk kullanım şüphesiz askeri alanda olacaktır.

DİĞER OPSİYONLAR: C vitamini, askorbik asit, cortisol ve C vitamini arasında genel bir ilişki olduğu söylenebilir. C vitamini metabolizmada Cortisol yapımı için kullanabilir. Düşük dozajlarda (günde 1 gr) cortisol oranını yükseltirken daha yüksek dozajlarda (günde 3 gram ve üstü) cortisol2u belirli oranda baskıladığı söylenebilir.

Anabolik steroid grubundan ise 19-Norandro grubu olan Nandralon deconate ’ın, cortisol oranlarını dramatik olarak düşürüp bloke ettiği biliniyor. Fakat, yazımızın başından beri Cortisol ’ü nasıl değerlendirmemiz gerektiğini tam olarak yeniden gözden geçirmek bu tür kimyasaların “kullanım dönemine göre “ avantaj ve dezavantajlarını değerlendirmemiz açısından daha yararlı olacaktır. (Daha fazla açıklama yapmayacağız. Bu cümlenin ardında yatan sebep sonuç ilişkisini merak eden arkadaşlarımız endokronoloji bilimine başvurabilirler)

SONUÇ

Bu makaleyi okuduktan sonra genel bir değerlendirme yaparsak: Cortisol sağlıklı bir yaşam için esansial bir madde. Sadece fazla salgılanması durumunda negatif etki gösteriyor ve bu negatif etkiler hiçte yadsınacak türden değil. Bazı supplementler cortisol baskılamada her ne kadar etkili gibi görünselerde öncelikle değerlendirmemiz gereken ana faktörlerdir.

Egzersiz diyet ve idman üçlüsünün tam olarak senkronize olması ana faktördür. Egzersizin oranı, şiddeti ve zamanlaması, diyetin metabolizmanın talep ettiği değerleri tam olarak karşılayabilmesi (ve üzerine çıkması) son olarak ta dinlenmenin anahtarı olan uykunun yeterli oranda alınması cortisol seviyelerinin sağlıklı seviyelerde tutulmasında esas teşkil eder.

Önem seviyesine göre sıralarsak bu sağlık sınırlarının üzerine çıkmamak için:

1- Yeterince uyuyun. En az 7-8, ağır idman dönemlerinde 9-10 saat.
2- Overtraining yani sürantrenman olmaktan kaçının. İdman şiddetindeki yükselmelerin zaman biriminden azalma gerektirdiğini unutmayın.
3- İdmanın gerektirdiği beslenmeyi, hatta üzerini uygulamaya çalışın. Doku gelişimi için esas olan budur. Yıkılandan fazlasını inşa edecek elementleri vermek.
4- Supplenment olarak : Glutamine-ALC-Fosfadiserine-Saw palmetto ürünlerinden birisini seçip kullanabilirsiniz. Dörtlü kombine tabii ki en optimum neticeyi verir fakat ekonomik açıdan problem teşkil eder. En etkili madde şüphesiz fosfadilserin ama bulunması çok zor. Şayet bulursanız üzerinde yazan kullanım talimatına KESİNLİKLE uyun.
5- Zor ama, stresten olabildiğince uzak kalmaya çalışın. Cortisol salınımını uyaran en başta strestir.
6- Okuyun,araştırın,düşünün!

Buna benzer bilgiler ve çok daha fazla süper detay için PODYUM GEREKMEZ isimli kitabımızı edinebilirsiniz: http://www.idefix.com/kitap/podyum-gerekmez-orhan-tezisci/tanim.asp?sid=X6L3KXESEG0GW5N6VLYX

Beslenme: Hatalar ve Yanılgılar

Uygulanan diyetlerdeki hatalarının sebepleri genellikle iki ana başlık altına toplanır. 

Bunlardan birincisi kulaktan dolma ve akademik realizmden uzak bazı yorumların salonlarda gelişmiş sporcular tarafından yeni yetişenlere yanlış olarak aktarımı. bu noktadaki en önemli sebep çok gelişmiş olanın çok şey bileceği kanısının hakim olmasıdır, oysa antrenörlük farklı, müsabık sporcu olmak farklı ekollerdir. Bugün yurt dışında birçok profesyonel sporcunun antrenör ve diyetisyenle çalıştığı unutulmamalıdır. 

Diğer yönden, vücut geliştirme’de cevaplar diğer tüm spor branşlarından çok daha önemli ve kişiye özeldir. mesela bmr yani basal metabolic rate’i yüksek olan kişinin günlük kalori tüketimi çok hızlı olacağından ölçü döneminde kalori ayarlaması da farklı olacaktır. veya ergenlik döneminde ölçü çalışması yapan genç sporcuyu ele alalım, burada da durum endokrin bazda değerlendirilmelidir. 

Aşağıda ülkemiz ve dünya vücut geliştirme sporcuları tarafından yapılan bazı genel hataların profesyoneller antrenörler, müsabık sporcular ve diyetisyenler tarafından verilmiş cevaplarını bulacaksınız. Yararlı olması dileğimle.

stephan hartl : 97 – 98 - 99 alman ulusal ağır sıklet şampiyonu 

hata :
beslenme planı yapmayı önemsememek. genel olarak yapılan en büyük hatanın bu olduğunu düşünüyorum. birçok sporcu bu spora başlamadan önce izledikleri beslenme alışkanlıklarını aynen sürdürmeye devam ediyorlar. oysa yapılacak çok ufak değişiklikler ve ihtiyaç oranında ayarlanacak ekleyip çıkarmalar yapılan idmandan alınacak sonuçların daha göz doldurucu ve tatminkar olmasını sağlayacaktır. diğer yönden şüphe götürmez bir gerçektir vücut geliştirmeye başladığınız ilk 8-12 aylık dönemde beslenme alışkanlığınıza bakmaksızın sonuç elde edersiniz. bu kesin. fakat ; bu zaman zarfından itibaren beslenme planınıza titizlik gösterirseniz alacağınız sonuçlarda buna paralel olarak artış gösterir.

çözüm :
ilk olarak yapılması gereken 3 ana öğünün değerlendirilmesini öğrenmektir. fast food türü tüm yiyecekleri aklınızdan çıkarın! sabah kahvaltısında yumurta beyazlarını kullanabilirsiniz. ekonomik ve protein açısından zengindirler. öğlen tavuk veya sığır eti yemeye çalışın. bunlarda mutlaka ızgara olmalıdır. kızartma kesinlikle yok. karbonhidrat olarak taşıması ve pişirmesi kolay olan patatesi tercih edebilirsiniz. yine ekonomik ve sağlıklıdır. akşam yemeklerinde ise daha ziyade yağsız protein kaynaklarını öneririm. balık, tavuk veya hindi olabilir. bunların yanında mutlaka bir miktar sebzeyi ise mutlaka yiyin. sebzenin üzerine saf zeytinyağı dökebilirsiniz. bunun mutlaka % 100 saf olması çok önemli. rafine kesinlikle olmamalıdır. supplement bakımından bu seviyede günde 1 - 2 servis protein tozu kullanabilirsiniz. bunu piyasadan edinebileceğiniz plastik shaker’ın içine kuru olarak koyabilir, içeceğiniz zaman alacağınız soğuk suyla barmen stili karıştırarak içebilirsiniz. burada alacağınız protein tozunun kalitesine çok dikkat ediniz. ucuz markalar genellikle karışım ve çözünürlük problemi yaratırlar. idman öncesi ve sonrası ise 2-4 tablet amino asit alabilirsiniz. amino asit tabletlerinin kullanımı kola, taşıması pratik, etki indeksi ise yüksektir. son olarak, genelde kahvaltıyı evde öğlen yemeğini ise dışarıda yiyoruz. öğlen yemeği için seçtiğiniz et türevini haşlama stili pişirdikten sonra aynı şekilde patatesleri de pişirebilirsiniz. bu hem sağlıklı hem de daha ekonomik bir yoldur. komik ama yine de söylemek istiyorum, kariyerim başlangıcında öğlen yemeklerinde bu şekilde arttırdığım parayla kendime aminoasit alırdım. diyeti normal hayatınızın bir parçası olarak görmeye başladığınızda işini iyice kolaylaşmaya başlar.

jay cutler : 97-98 npc ulusal-2005 arnold classic şampiyou, Mr.OLYMPIA

hata :
diyette radikal değişiklikler yapmak. vücut geliştirme sporcuları arasında gözlemlediğim en yoğun hatalardan birisi de off sezon ve yarışma dönemi periodlarında izlenen diyet stratejilerinde yapılan büyük değişiklikler. bu tüm seviyelerdeki sporcularda görülür. profesyoneller dahil! bana göre diyet tüm yıl boyunca aynı esaslara bağlı kalmalı. ben tüm yıl boyunca aynı besin kaynaklarına bağlı kalmaya çalışıyorum. yediklerim genellikle metabolizmam için iyi çalıştığını bildiğim yiyecekler oluyor. bazı sporcuların ( ! ) yaptığı gibi off sezonda patates kızartması yemiyorum.

çözüm :
bu konudaki yaklaşımım yarışma ağırlığıma off sezonda da yakın kalmak üzerine kurulu. 97-98 yıllarında ulusal şampiyonalara hazırlanırken su alımımı azaltmadan önce 133 kg geliyorken, su alımımı azalttığımda 127-128 ’i buluyordum.o dönem 24 yaşımdaydım ve bu 5 kiloluk fark yeterli oluyordu. aynı şey vücut geliştirmeye başladığım dönemde de söz konusuydu. 85 kiloydum ve yağ oranım çok yüksekti. profesyonel olmaya karar verdiğimde chris aceto ilk diyetimi hazırlamaya başladık. karbonhidratları düşürdük, özellikle öğleden sonra ve akşam almamaya özen gösterdik. cardio idmanının süresini uzattık ve yağ yakıcılar devreye girdi. özellikle cla ve l-carnitine kombinasyonları kullanıyordum. cla öğünlerle birlikte l-carnitine ise idman öncesi alınıyordu. bu dönemde off sezonda 5000 kalori olan tüketimim yarışma öncesi 4000’e iniyor fakat cardio ve diyetin etkisiyle % 3-4 vücut yağını adale kaybetmeden yakalıyordum. şayet off sezon ve on sezon arasında 15-20 kg gibi olağanüstü farklar olsaydı hem diyette hem de cardio çalışmasında çok zorlanır ve büyük ihtimalle adale kütlemi kaybederdim. ve bu bmr’ımı düşürerek kilo vermemi zora sokardı. diğer yönden; diyet esnasında tükettiklerime gelince, altı ana öğün mutlak ve değişmezdir. bazı durumlarda öğün sayısını 8 hatta 10’a kadar çıkarırım. tüm öğünlerde yediklerim her gün aynıdır. öğlen yemeğinde 400 gr balık yiyorsam bu asla 300 veya 500 olmaz. ne zaman ki diyet temelden değişir, işte o zaman balığın oranı artar veya yerini sığır veya bufalo eti alabilir. diyet disiplininde alternatif ve taviz söz konusu olamaz. bazı sporcuların off sezonda kalori alımını yağ oranını arttırarak yükseltme gibi kolay bir yola başvurduklarını biliyorum. mantıksızdır. bunun yerine protein alımınızı günde 20-25 gram arttırın. yeterlidir. modern vücut geliştirme diyetinde yağın kullanım oranı % 8-12 arasıdır. hepsi bu. diyelim ki 15 yumurta beyazı pişireceksiniz. tat olarak nötrdürler, tavaya yağ koymak yerine bir yumurtanın sarısını kullanın ve tavaya 3-5 parça taze domates ekleyin. veya hamburger yediğiniz zaman mayonez ketçap vb. sosları kullanmak yerine köfteyle beraber bir dilim yağsız peyniri de pişirin daha sonra da bir parça taze soğan ekleyin. kalori oranını fazla arttırmadan tat konusunu çözmeniz mümkün. şayet şeklim çok iyiyse ayda bir veya iki defa canımın istediği herhangi bir işe yaramaz yiyecek yerim. bu genelde bir dilim kek veya tavuk kızartması oluyor. bunu asla fazla yapmıyorum. çünkü mental tutumumu rahatsız ediyor. idman kaçırmak gibi bir şey bu benim için.

eddie robinson : 1988 - 98 arası superstar vücut geliştirme sporcusu, mr. america, pro gold’s gym classic şampiyonu 

hata :
yağ yakımı için karbonhidratları aşırı düşürmek. genel koordinatörlük görevime başladığım 1997 yılından beri bir çok kişinin diyetleriyle daha yakından ilgilenme fırsatım oluyor. göze çarpan en genel hatalardan birisi de defination dönemlerinde karbonhidrat alımlarının olağanüstü düşürülmesi. bunun sebebini sorduğumda aldığım cevap yağların daha hızlı yakılmasını sağlamak üzerine oluyor. fikir teoride doğru ama pratikte iş değişiyor. hesaba katılmayan bir nokta vardı, o da bu durumda karbonhidratların roteinleri ekonomize etme özelliğinin azalarak metabolizmanın enerji ihtiyacını proteinlerden karşılamaya başlayacağı gerçeğiydi. bunun en önemli ve büyük yan etkisi kas kütlesi kaybı olduğundan sonuçta bmr düşüyor ve hızla kilo alınmaya başlıyordu! bu hatayı hala sürdürenler var.

çözüm :
karbonhidratları sıfırlamak yerine günlere göre alım oranlarını dalgalandırın. iki günlük düşük karbonhidrat alımının ardından üçüncü gün öğlene kadar yüksek karbonhidrat tüketebilirsiniz. tüketeceğiniz karbonhidratların glisemik düşük olan kompleks karbonhidratlar olmasına çok dikkat edin. bu glikojen depolarının yeniden dolmasını sağlayarak mevcut yağların daha sağlıklı şekilde mobilize olmasına olanak tanır. 90’ların başında ben de sıfır karb tüketimiyle hareket ediyordum. bir gün salondan çıktığımda antrenmana arabayla geldiğimi unutup eve metroyla döndüm !!! beyin o denli enerjisiz kalmıştı ki bırakın düşünmeyi, normal fonksiyon dahilin de bile eksik çalışıyordu. glikojen tüm organlar ve en önemlisi beyin için esas enerji kaynağıdır.

chris aceto : jay cutler, michael francois, samir bannout-mark dugdale gibi ünlü isimlerin antrenörü

hata :
sadece protein bazlı diyet izleyip yeterince sebze ve meyve tüketmemek. bir çok sporcunun özellikle off sezonda kilolarca et ve et türevi tükettiklerini biliyoruz ama bunun yanında sebze ve meyve kullanımının yüksek olması gerekirken bu besinlerin neredeyse hiç kullanılmadığını veya çok az kullanıldığını duyuyoruz.

çözüm :
yediğiniz tüm öğünlerin yanına mutlaka 150- 200 gr sebze koymaya çalışın. ispanak ,kereviz ,kabak ,domates ,brokoli ,biber ve kuşkonmaz en kullanışlı olanlardır. lif oranları yüksek kalori oranları düşüktür. lifli olduklarından tok tutma yetenekleri de oldukça yüksektir. çok yer ama az kalori almış olursunuz. ayrıca tükettiğiniz sert protein kaynaklarının daha rahat hazım edilmesini sağlar. klorofil kaynağıdırlar. dayanıklılık arttırıcı yetenekleri mevcuttur. konuyu özellikle bu açıdan değerlendiriniz.

chad nicholls : ronnie coleman’ın diyetisyeni 

hata :
sadece supplement kullanımına güvenerek diyete gereken önemi vermemek. supplementlerin mevcut açıkların hepsini kapattığını zannetmek ve daha sonra supplement ürünlerinin işe yaramadığını düşünmek. tek ürün kullanarak kısa zamanda büyük sonuçlar beklemek.

çözüm :
çoğu yeni sporcunun piyasada reklamı yapılan ürünlere ilgi ile yaklaştığını ve mucize beklediğini biliyorum. ve şüphesiz her ürün iyi ya da kötü sonuç verir. fakat en başta yapılması gereken, esas diyetin amaçlar dahilinde eksiksiz hazırlanmasıdır. supplement ürünleri ancak doğru diyet ve idman şartlarında sonuç verecek şekilde dizayn edilmişlerdir. konuyu örneklemek istiyorum: off sezondasınız, ölçü kazanmak istiyorsunuz ama sabah kahvaltınız hala normal bir insanın ki gibi veya öğlen yemeğinde hala bir hamburger ve bir kola’ya devam ediyorsunuz. bunun yanında bir dev kutu kilo aldırıcınız ( gainer ) mevcut. idman öncesi ve sonrası bunu içiyorsunuz. bana inanın, ne kilo alabilir ne de antrenman performansında artış gösterebilirsiniz. veya amino asit kullandığınızı ele alalım, protein alımınız düşükse kullandığınız amino ne denli güçlü olursa olsun bu protein açığını kapatamaz. bu tür ürünleri kullanırken özellikle ve öncelikle izlediğiniz beslenme programını gözden geçirin. böylece ürünlerden alacağınız verim yüzdesi artacak ve daha göz doldurucu sonuçlar elde edeceksiniz.

dorian yates : 6 defa olympia 

hata :
diyet esnasında yağı tamamen kesmek. özellikle on sezon tabir edilen müsabaka hazırlık döneminde yağın müsabakaya 3-4 ay kala tamamen kesilmesine dair bazı fikirler mevcut. ( kesinlikle katılmıyorum. evet, yağ her ne kadar kalori açısından tehlikeli olsa da diğer görevleri unutulmamalı.)

çözüm :
yağın vücut geliştirme diyetinde hangi dönemde olursa olsun % 8 -10 bulunması gerekliliğine inanıyorum. bu şu demek oluyor ; ekstra ‘dan veya pişirme esnasında yağ kullanmanıza gerek yoktur. diğer yönden yağı tamamen kestiğiniz takdirde hormon sistemi fonksiyonlarınızı da tehlikeye sokma riski ile karşı karşıya kalırsınız. testosteron dahil bir çok hormon yağlardan sentezlenir ve çok düşük yağ bu yönden olumsuzdur. ayrıca taze balık tüketme şansınız yoksa supplement olarak omega 3 ve 6’yı mutlaka programınıza alın.

dexter jackson : arnold classic 2006 şampiyonu, mr.olympia 

hata :
yaz aylarında yapılan ağır idmanlarda tuzun tamamen kesilmesi

çözüm :
sıcak yaz aylarında ağır idman yapan bazı sporcuların buna rağmen sodyum ve potasyum alımını düşürdüklerini duyuyorum. bunun altında yatan sebep şüphesiz define görünümün korunma isteği. fakat yoğun ter esnasında vücudun kaybettiği üç esas mineral vardır. sodyum, potasyum, magnezyum. sıcak yaz aylarında yapılan ağır idmanlar bu üç mineralin yoğun kaybına neden olarak kalp krizinde sakatlıklara kadar çok geniş bir risk yelpazesine taban oluşturur. hangi dönemde olursa olsun (defination’da bile!) günlük diyetinize çok az tuz yerleştirin veya idman esnasında enerji içeceği kullanın. ekonomik durumunuz her idman öncesi bunu almaya müsait değilse eczanelerde satılan mineral tabletlerinden de kullanabilir.

Buna benzer bilgiler ve çok daha fazla süper detay için PODYUM GEREKMEZ isimli kitabımızı edinebilirsiniz: http://www.idefix.com/kitap/podyum-gerekmez-orhan-tezisci/tanim.asp?sid=X6L3KXESEG0GW5N6VLYX

Growth Spurt

GROWTH SPURT 

Büyüme Sıçraması anlamına gelen Growth Spurt, Fitness ve ileri seviye Vücut geliştirme sporcuları için dizayn edilmiş bir supplement kullanım programı şeklidir. 12 ay içinde amaca yönelik ürünlerin zamanlaması üzerinden ilerleyen bir mantıktır. Üç ana döneme ayrılır:

1-Çiğ kuvvet: 3 ay
2-Kaliteli kütle kazanımı: 3 ay
3-Defination: 3 ay

Bu üç ana dönem 9 aya bölünerek bir planlama yapılır. Bu durumda her amaç için 3 ayınız var demektir (3-6-9). Şimdi, fazla uzatmadan bu 3’er ayda neyi, nasıl kullanmanız gerektiğine bakalım.

KALAN 3 AY HİÇ BİR MADDE KULLANILMAYACAKTIR. TÜM ANA FİKİR BURADA. BU YÖNTEMİ KESİNLİKLE DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMAYIN. BÜTÜN ARMONİ BOZULACAKTIR.

DÖNEM 1: ÇİĞ KUVVET, İLK 3 AY 

KULLANILACAK ÜRÜNLER: KAFEİN, CREATINE, ARGİNİNE, PHENTHOSE, TRIBULUS TERRESTRIS, AVENA SATIVA VE LONGJACK EKTRASI,

KULLANIM ŞEKLİ: Antrenmandan 1 saat önce Tribulus, Avena Sativa ve LongJack ekstrası karışımı alınacak.Bu üç madde ayrı olarak veya kombo şekilde alınabilir. Dozajlamalar için dikkat etmeniz gereken miktarları veriyorum; Tribulus az az 500mg, Avena Sativa en az 500mg, LongJack ekstrası en az 500mg alınmalı. Bu dozların altında etki seviyesi görece olarak düşük kalıyor. Los Angles üniversitesi gülle takımı bu dozajları 1000mg üzerinden aldıklarını belirtmektedir. Bu dozaj amatör seviye için hayli yüksek fakat etkinlik görme kanıtı bakımından da önemli.

Kafein’i sabah kahvaltısında ve antrenmandan en çok 1 saat önce alın. Şeker kullanmayın ve eğer mümkünse saf kahve tüketin, süt eklemeyin.Piyasada bulunan kombine paket kahveleri ise kesinlikle kullanmayın.

Antrenmandan 10 dakika önce 5 gram Creatine’i 20 gram Phentose şekerine karıştıracaksınız, buna 10 gram Arginine ekleyerek antrenmana kadar yudum yudum tüketin. Antrenman esnasında sudan başka hiçbir madde almayın.

Bu dönemde gün içinde kilo başına 2 gram protein alımınız devam edecek. Karbonhidrat alımınız ise duruma göre değişkenlik gösterebilir. Yağ fazlalığınız varsa düşük karbonhidrat seviyeleri kullanılabilir. Bunu belirleyecek olan antrenördür.

DÖNEM 2: KALİTELİ KÜTLE KAZANIMI- İKİNCİ 3 AY 

KULLANILACAK ÜRÜNLER: GAINER, CFM İZOLE WHEY PROTEİN, GLUTAMINE, ARGININE, TRIBULUS TERRESTRIS, BCAA, EAA, ORNITHINE VE ALPHA LIPOIC ACID

KULLANIM ŞEKLİ: Whey proteini sabah kahvaltınızla birlikte 1 servis alın. Buna 5 gram Glutamine ekleyin. Yine sabah kahvaltınızda 500mg Tribulus almanız önerilir. Kilo kazanmakta zorluk çekiyorsanız Whey yerine Gainer koymanız daha mantıklıdır...kilo alamıyorum diye endişe çeken sporcuların dikkatine…paniğe kapılarak gainera sakın yüklenmeyin, hızla yağlanırsınız.

Antrenmandan 15 dakika önce 10 gram Glutamine, 10 gram Arginine, 10 gram BCAA ve EAA yani esansiyel amino asitleri alın.

Antrenman sonrası 1 servis Gainer’a 10 gram Glutamine, 10 gram BCAA ekleyerek bunu alfa lipoik asitle kombine edin. Bu kaslarınızı zırhla örtecektir.

Gece yatmadan önce Arginine ve Ornithine kombinasyonlu tablet alın veya sıvı ampül tercih edin.

Bu dönemde kilo başına 3 gram protein almanız önerilir. Karbonhidrat alımı yine form durumunuza göre değişkendir.

Antrenmana haftada 3 gün cardio türü çalışma eklemeniz tavsiye edilir. AMA bazı metabolizmalarda bunun kütle kazanımında risk teşkil ettiğini de unutmayınız.

DÖNEM 3: DEFINATION, ÜÇÜNCÜ 3 AY 

Burada terim kazanılan kütlenin maksimal seviyede korunarak detaylandırılması üzerine kullanılmıştır. Bruce Lee defination’u değil.

KULLANILACAK ÜRÜNLER: CFM İZOLE WHEY PROTEIN, CARNITINE, CLA, CAPSIACIN, EPIGALLOCATECHIN, THEANINE, CHOLINE, INOSITOL, GUARANA, ALA, PHOSPHATE, BCAA, EAA, ARGININE VE ORNITHINE KOMBOSU.

KULLANIM ŞEKLİ: : Whey proteini sabah kahvaltınızla birlikte 1 servis alın.

Cardio öncesi kapsiasin,epigalokaşetin,tianin,kolin,inositol,gua rana karışımı alacaksınız.Burada bu maddelerin mutlaka aç karna alınması gerektiğini şiddetle belirtirim.Bu karışıma 1 bardak saf kahve eklemenizde önerilir. Şeker kesinlikle yok!

Ağırlık antrenmanı öncesi 15 dakika önce 10 gram Glutamine, 10 gram Arginine, 10 gram BCAA ve EAA yani esansiyel amino asitleri yine almanız gerekiyor. Kuvvetsiz hissedenler 5 gram creatine ekleyebilirler.

Antrenmandan hemen sonra 2 servis Whey içine 10 gram Glutamine, 10 gram BCAA ve EAA eklenecektir.

Gece yatmadan önce yine Arginine ve Ornithine kombinasyonlu tablet alın. Burada eğer mümkünse likit ürün kullanmanız önerilir.

Bu dönemde kilo başına 3-4 gram protein almanız gerekmektedir. Karbon alımı KESİNLİKLE DÜŞÜK OLMALIDIR!

Antrenmana haftada 4-5 gün cardio türü çalışma eklemeniz tavsiye edilir. AMA bazı metabolizmalarda bunun kütle kaybına neden olduğunu da yine unutmayınız.

Buna benzer bilgiler ve çok daha fazla süper detay için PODYUM GEREKMEZ isimli kitabımızı edinebilirsiniz: http://www.idefix.com/kitap/podyum-gerekmez-orhan-tezisci/tanim.asp?sid=X6L3KXESEG0GW5N6VLYX